Delicesine Seven Kadınlara Kurtuluş Önerileri

Yüreğimizi kaplayan sevgiden acı duyuyorsak “delice seviyoruz” demektir. Yakın arkadaşlarımızla sohbet ederken tüm konumuz sevdiğimiz kişidir. Onun problemlerini, duygularını anlatır ve cümlemize hep sevdiğimiz kişinin adıyla başlarız.

Onun uzak tavırlarını, kötü hareketlerini, aldırmazlığını hep çocukluk günlerinden kalan problemlerine ya da ailevi sorunlarına bağlar ve gerçekleri çoğunlukla görmezden geliriz. Bazı tavırlarını, düşüncelerini beğenmediğimiz halde, bir şeylerin yolunda gitmediğini içsel olarak hissetsek bile “bizi çekici bulduğu ve sevdiği” takdirde değişeceğini ümit eder ve bir gün “bizi severek” değişeceği umuduyla her şeyi sineye çekeriz. Verdiği mutsuzluğa, endişelere ve huzursuzluğa rağmen “Delicesine Sevmek” birçok kadının başından geçen yaygın bir deneyimdir. Çoğumuz hayatımızda, en az bir kere delicesine sevmişizdir. Kimimiz içinse bu durum, değişmeyen bir ilişki biçimi halini almıştır.

Kadınlar, delicesine bir tutkuyla sevme sendromuna kapılmaya, erkeklere göre çok daha meyillidir… Çocukluk tecrübelerimizin bir bölümü bize acı vermişse, hayatımız boyunca bilinçsiz olarak çocukluğumuzun geçmiş kesitlerindeki bu sahnelere benzer durumları –bu sefer zafer kazanmak amacıyla yeniden yaratırız.

Delicesine Seven Kadınların Özellikleri

1) Muhtemelen duygusal ihtiyaçlarınızın tatmin edilmediği fonksiyonunu yitirmiş bir aileden geliyorsunuz. Duygusal ihtiyaçlar yalnızca sevgi ve iyi bir etkileşim değildir. Her ne kadar bu iki ihtiyaç önemliyse de, bunlardan çok daha kritik bir ihtiyacımız vardır ki; o da sezgilerimizin ve duygularımızın dikkate alınması ve onaylanmasıdır. Aileyi kuran eşler birbiriyle kavga ettikleri veya başka konularda birbirleriyle mücadeleye giriştikleri zaman çocuklarına ayırabilecekleri ne yeterli zamanları, ne de yeterli ilgileri kalır. Bu, çocuğu; “sevgi açlığına” sürükler. Bu durumda çocuk öyle bir çıkmaza girer ki; neye güveneceğini, neyi kabul edeceğini veya etmeyeceğini tam olarak bilemez.

“Fonksiyonunu yitirmiş” ailede görülen genel karakteristikler

– Alkol veya ilaç alışkanlığı (uyuşturucu da dahil)
– Çok fazla yemek, çalışmak, temizlik, harcama vb. gibi aşırı davranışlar.
– Eşlerini veya çocuklarını rahatsız etmek.
– Anne veya babanın çocuklarına karşı cinsel davranışlar takınması.
– Karı kocanın uzun süre birbirleriyle konuşmamaları.
– Eşlerin birbirleriyle veya çocuklarıyla, devamlı bir üstünlük mücadelesi içinde ilişki kurmaları.
– Para, din, iş, zaman kullanımı, seks, televizyon, ev işi, spor, karşılıklı etkileşim, politika ve benzeri konularda çok sert tutum takınılması.
– Bütün bunların beyinde oluşturduğu baskı aile fertleriyle iyi ve dürüst ilişkiler kurulmasını engeller.
2) Gerçek ölçülerde yeterli derecede yetiştirilmediğinizden, bu eksikliğinizi başkaları hesabına çalışarak bastırmaya çalışırsınız. Özellikle herhangi bir şekilde ihtiyacı olan erkeklere yardım ederek; Çocukların istedikleri, ihtiyaç duydukları sevgi ve ilgiden mahrum kaldıkları zaman nasıl davranacaklarını bir düşünün. Küçük bir erkek çocuğu kavgacı bir tavır takınır, huysuzlaşır ve iyice yaramazlaşır. Fakat bir kız çocuğu genellikle tüm ilgisini, çok sevdiği oyuncak bebeklerine çevirir. Bebeğini severek, onu sakinleştirerek, onunla ilgilenerek; onun ihtiyacı olan sevgiyi ve ilgiyi bebeğine verir.
3) Annenizi ve babanızı özlemini çektiğiniz sıcakkanlı, ihtimam gösteren kişiliklere büründüremediğinizden, bilinen tip duygusuz erkekleri sevginiz sayesinde değiştirmeyi tekrar tekrar denersiniz; Belki mücadeleniz hem annenizle hem de babanızladır, belki de yalnızca biriyledir. Fakat geçmişte yanlış olan, eksik olan veya acı veren şey her ne ise, şu anda değiştirmeye çalıştığınız şey de odur.
4) Terk edilme olgusunun verdiği ürküntüden dolayı bir ilişkinin bozulmaması için her şeyi yaparsınız.
5) Şayet ilişkide bulunduğunuz erkeğe yardımı olacaksa, harcanan zamana veya paranın çokluğuna aldırmazsınız.
6) Şahsi ilişkilerinizde sevgi yokluğuna alıştığınızdan beklemeye, ümit etmeye ve bir kez daha denemeye meyillisinizdir; İlişkimizde işler iyi gitmiyorsa, muhakkak eksik yaptığımız bir şey var diye düşünürüz. İlgilendiğimiz erkekteki her değişikliği gözler ve belki de bunları, onun istediğimiz yöndeki değişimine yorumlarız ve yarının daha farklı olacağı ümidiyle yaşarız. Kendimizi ve hayatımızı değiştirmektense, onun değişmesini beklemek çok daha kolayımıza gider.
7) Herhangi bir ilişkide sorumluluğun ve suçun yüzde ellisini üstlenmeye isteklisinizdir; Genellikle, fonksiyonunu yitirmiş ailelerden gelen çocukların ebeveynleri de sorumsuz, çocuksu ve güçsüzdür. Bu çocuklar çok hızlı bir şekilde olgunlaşır ve yetişkinliğin ağır sorumluluklarını üstlenmeye daha hazır olmadan, bu rolü kabullenmek zorunda kalır. Bu çocuklar büyüdüklerinde de, bir ilişkinin devam etmesinin yalnız kendisine bağlı olduğunu düşünür ve genellikle sorumsuz, tenkitçi erkeklerle ilişki kurar.
8) Kendinize saygınız oldukça az. Bu durum içinize işlemiş ve mutluluğun hakkınız olmadığını düşünüyorsunuz. Hayattan zevk almak için bu hakkı kazanmak zorunda olduğunuza inanıyorsunuz; Şayet annemiz ve babamız bizi sevgi ve ihtimamlarına yeterince layık görmezlerse; biz kendimiz, iyi bir insan olduğumuza nasıl inanabiliriz? Delicesine Seven kadınların pek azı; “sevmek ve sevilmek” olgusunun en doğal hakları olduğunun farkındadırlar. Bunun yerine son derece büyük hatalarımız olduğunu düşünür ve bunları onarmak için bir şeyler yapmamız gerektiğine inanırız. İyi görünmek için çok ama çok çabalarız. Çünkü iyi olduğumuza en başta kendimiz inanmayız.
9) Çocukluğunuzda “güven hissini çok az hissettiğinizden dolayı” erkeğinizi ve ilişkilerinizi daima kontrolünüz altında tutmak istersiniz. İnsanları ve olayları kontrol etmek için yaptığınız girişimleri “Yardımsever” imajıyla maskelersiniz.
10) Herhangi bir ilişkide durumunuzu gerçekçi olarak gözlemek yerine, rüyalara dalar ve ilişkinizin daha mükemmel olacağını hayal edersiniz.
11) Erkeklere ve duygusal acılara tutkunsunuzdur; Bizler sevdiğimiz kişinin benliğimizde yarattığı huzursuzluk ve duygusal gerilim sayesinde acılarımızı, korkularımızı, kızgınlığımızı ve boşluk hissimizi unuturuz.
12) Manevi tedaviye muhtaç insanlara doğru sürüklenerek ve karmaşık, belirsiz ve duygusal olarak acı veren dramların ağına düşerek; kendinize karşı olan sorumluluklarınıza dikkatinizi veremezsiniz.
13) Depresyona sürüklenmeye meyilli olduğunuz için düzensiz bir ilişkinin verdiği heyecan içinde depresyon hadiselerinin önüne geçmeye çalışırsınız.
14) Nazik, dengeli, güvenilebilir, ayrıca size karşı ilgili olan erkekleri çekici bulmazsınız. O tür erkeklere “sıkıcı” damgasını vurursunuz.

Delicesine Seven Kadınlar İçin Kurtuluş Önerileri

1) Profesyonel yardım alın.
2) Kurtuluşunuzu hayatınızdaki en öncelikli konu olarak görün.
3) Sizi anlayacak ve size destek olacak bir destek grubu bulun.
4) Günlük pratiklerle maneviyatınızı yükseltin.
5) Başkalarını yönetmekten ve kontrol etmekten vazgeçin.
6) Şahsi problemlerinizle ve hatalarınızla cesaretle yüzleşin.
7) İçinizde büyüyen ihtiyaçları terbiye edin.
8) Bencil olmayı öğrenin; “Bencillik” dediğimiz zaman, hemen aklınıza bürünmek istemediğiniz birçok kişilik gelecektir: Aldırmaz, düşüncesiz, suçluluk duygusu taşıyan vb. gibi. Bazı insanlar için “bencillik” gerçekten bu anlamları taşıyabilir. Fakat unutmayın ki siz, geçmişte delicesine sevme olgusunu yaşamış bir kişisiniz. Sizin için “bencil olmak” kendinizi olur olmaz feda etmekten vazgeçmeniz gerektiğidir.
9) Kendi tecrübelerinizi ve öğrendiklerinizi başkalarıyla paylaşın.
10) Oyunlarda avlanmamayı öğrenin; Oyunlar, bir ilişkide iki insan arasındaki samimiyeti zedeleyen, planlanmış karşılıklı hamlelerdir. Kimi zaman herkes ilişkilerinde oyunlara başvurur. Sağlıksız ilişkilerde bu tür oyunlara rastlamak kuvvetle olasıdır. Bir kişi, karşısındaki şahsı ondan edindiği birtakım samimi bilgilerin ışığı altında tuzağa düşürmeye çalıştığı zaman oyunları kullanır. Böylece, karşısındaki kişinin duygularını kendi çıkarı için kullanır. Böyle bir ilişkide, ilişkiyi kuran her iki kişi de saadetlerinin veya sıkıntılarının tüm sorumluluğunu diğerinin omuzlarına yüklemeye çalışır.

Kaynak: Robin Norwood’un “Kadın Eğer Çok Severse” kitabından yararlanılmıştır.

Figen Karaaslan- İndigo Dergisi Kasım 2010

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir