Kurban Rolünü Oynayanlar İçin Kılavuzluk

Yaşamı Kullanma Kılavuzu- Bölüm 4

Hepimizin geçmişte yaptığı ve şimdi “hata” olarak gördüğü eylemler vardır. Seçimlerimiz nasıl sonuçlanmış olursa olsun sürekli geçmişi düşünüp, üzülmek yerine daha yüksek bir bilinç düzeyini seçerek, yaşanılanlardan ders almak ve zamanı geldiğinde daha akıllıca seçimler yapmak bizi geliştirecektir.

Hayat bir öğrenme ve deneyimleme yeridir. Hepimiz zaman zaman yanlış tercihlerde bulunmuş olabiliriz. Sonradan, yanlış olduğunu anladığımız insanları hayatımıza sokmuş olabiliriz. Bunların bizi mutsuz ettiğini ancak yaşadıktan sonra anlayabiliriz. Yaşamadan ve görmeden bunu tam olarak bilmenin olanağı yok. Hak ettiğimiz için yaşıyor ya da hak etmediğimiz için yaşamıyor değiliz birçok şeyi… Her şey, seçimlerimizin bir sonucu sadece…

Yaşadığımız anda endişesiz, pozitif, hayata karşı meraklı kalırsak yaşadığımız anı yüceltmiş oluruz. İçsel olarak geliştikçe ve kendimizi pozitif yönde geliştirdikçe, dış dünyamız da olumlu şekilde değişecektir.

Bizi gerçekten hataya düşüren şey, yanlış seçimler yapmaktan çok, kurban rolünü oynamaktır. Böyle bir bakış açısı, kendimizi merkezimizden uzaklaştırarak, bizi düşük bir enerji frekansına çeker. ‘Kurban’ olduğumuzu düşündükçe, bir süre sonra “Neden ben?” diyeceğimiz daha fazla olumsuz insanı ya da olayı hayatımızda buluruz. Hatalarımızda, üzüntülerimizde ve hayal kırıklıklarımızda kurban rolünü oynamak yerine ilerlememizi engelleyen tüm düşüncelerimize, alışkanlıklarımıza ve inançlarımıza bir son vermeliyiz.

Bizi kurban rolünden uzaklaştırıp mutluluğa yaklaştıracak olan seçim, hayata karşı açık olmaktır. Hayata karşı açık olduğumuzda insanlara, olaylara veya dünyaya direnmek yerine yaşamla “bir” oluruz ve yaşamla uyum içinde, anda akarız. Şikâyet etmek bir anlamda, olana direnmek ve olanı kabul etmemektir. Yakınmak, düşük frekanslı bir düşünce şeklidir. Hayattan ya da yaşadıklarınızdan şikâyet ettikçe, kendimizi kurban rolüne daha çok açmış oluruz. Hiçbir eylemde bulunmadan sadece yakınmak, kurban rolünün en tipik davranışıdır. Bir şeylerden sürekli şikâyet ederek, enerjimizi düşürmek yerine ya var olan mevcut durumumuzu değiştirmek için bir şeyler yapmalıyız ya da hiçbir şey yapamıyorsak durumumuzu olduğu gibi kabullenip, olana direnç göstermemeliyiz.

Kurban rolü, keyifli bir roldür. Bu rolü oynadıkça içinizde, daha çok oynama isteği duyarsınız. Bu rolü oynayarak; hayatınızın, eylemlerinizin ve seçimlerinizin sorumluluğunu üstünüze almazsınız. Bu durumda olmanıza, hep insanlar sebep olur ve böyle kötü şeyler hep sizin başınıza gelir…

Bu yolculuğa öğrenmediğimiz şeyleri öğrenmek, derslerimizi almak ve gelişmek için çıktık. Yaşamda yolculuk ederken öğrenmemiz gereken şey bağışlamaksa; kusursuz planların kusursuz tasarımcısı Allah, bunun için karşımıza en uygun kişiyi çıkarır. Örneğin bize ihanet edecek birisini… Biz bu kişi tarafından ihanete uğradığımızda, bundan nasıl bir ders almamız gerektiğinin farkına varmayıp; tüm suçun o kişide olduğunu, bu durumun bizimle hiç ilgisi olmadığının düşünürsek -yani kurban rolünü oynarsak- buna benzer kişi ve olayları hayatımıza çekmeye devam ederiz; ta ki o dersi öğrenip, o dersten geçene kadar… Öğrenmemiz gereken dersi öğrenmemeye ne kadar direnirsek, yaşayacağımız olaylar giderek daha zor ve daha acı bir hal almaya başlar.

Davranışlarımız ve düşüncelerimiz değiştiği zaman, bir olay hakkında artık eski tepkileri vermediğimiz ve eskisi gibi düşünmediğimiz zaman bir dersi öğrenmiş oluruz.
Yaşamımızdaki sonuçları beğenmiyorsak, kendi yaşamımızın sorumluluğunun sadece bizde olduğunu kabul edip, kendimiz için istediğimiz sonuçlara en uygun senaryoyu baştan yazmalıyız.

“Düşün;
Kim üzebilir seni senden başka?
Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen?
Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen?
Kim yıkar, yıpratır sen izin vermezsen?
Kim sever seni, sen kendini sevmezsen?
Her şey sende başlar, sende biter…
Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme,
Tükettirme içindeki yaşama sevgisini…
“Ya çare sizsiniz ya da çaresizsiniz!”
Nietchze

“Bu çağda yenilenmiş ve ışığa çıkarılmış olan maneviyata ilişkin bütün güzel gerçeklerin arasında hiçbiri şunlardan daha sevindirici ve ilahi vaatler ile kendine güven açılarından daha verimli değildir; düşüncenin efendisi sensin, karakterine biçim veren sensin, koşulları, çevreni ve kaderini yapılandıran ve şekillendiren sensin.”
James Allen

Önce kendi dramlarınızı, sonra insanların dramlarını görün ve onların farkına varın. Çevrenizde gördüğünüz ve olumsuz olduğunu düşündüğünüz şeylerin sizi nasıl engellediğini görün. Bir olaya, ya da size söylenen bir söze tepki vermenin pek işinize yaramadığını ancak, duygusal olarak etkilenmeden tepkisiz kalabilmenin, onu içselleştirmemenin ve onu kabullenip içeriye almamanın işe yaradığını, bunun sizi her şeyden özgür kılarak, fark yarattığını anlamak faydalı olacaktır. Birtakım sebeplerle başkalarının size empoze etmeye çalıştığı öfkelere, dramlara, takıntılarına, isteklere, beklentilere ve hatta size yönelik övgülere takılıp kalmayın. Bunlara takılmamak, sizi ve iradenizi özgür kılacaktır.

“Asla sorumluluğumu kimsenin üzerine atmadım çünkü bu, özgürlüğü kaybetmektir. Bu, köle olmaktır. Başkalarının insafına kalmaktır. Her neysem, tamamen ve sadece ondan sorumluyum… Bu bana büyük bir güç veriyor…”
Osho

Trajedileri beslemenin kimseye faydası yoktur. Bu trajediler, kişiden kişiye eklenerek artarlar. Bu trajedilerin konusu her ne olursa olsun onun güçlenerek, başka bir insanı olumsuz olarak etkilemesini engellemek için onları, size geldiği andan itibaren kestirip atmak gereklidir.
Tekrarlayan alışkanlıklar ve davranış kalıplarıyla, benzer olaylara her zaman aynı tepkiyi verdiğinizde insanlar sizin “rolünüzü” ezberliyor ve bu oyunu daha önceleri de görmüş oldukları için ona göre şeyler söylüyor ya da yapıyorlar. Bir anlamda, sizi harekete geçirecek zayıf noktanızı biliyorlar ve oraya çalışıyorlar. Çünkü oraya basıldığında, daha önce de tepki verdiğinizi defalarca gördüler. Bu yolla; suçu da, suçluluk duygusunu da size atabilirler. Gerilimlerini ya da içsel huzursuzluklarını size aktararak (yansıtarak) onlar sakinleşebilirler.

Bu hayatta; kaosa alışmış, gerilimden heyecan bulan, bu- nu alışkanlık ve yaşam biçimi haline getirmiş insanlar vardır. Bu kişiler şu an ailenizin, yakın arkadaşlarınızın, akrabalarınızın ya da iş arkadaşlarınızın içinde, sizin çok yakınınızda olabilir. İnsanlar bazen “topu” size atıp, kenara çekilme eğilimi içindedirler. Bu top bazen ateşler içinde, alevli bir top da olabilir. Bir süre önce onlar huzursuzdu, topu size attılar ve artık siz de huzursuzsunuz. Ne güzel! Onlar artık yalnız değiller ve bu onlar için çok rahatlatıcı bir şey!

Ne yazık ki bazı insanlar; kendi mutsuzluklarından, huzursuzluklarından, gerginliklerinden kurtulmak, bu içsel yıkıcı enerjiyi boşaltmak için başka biriyle uğraşma eğilimi içerisine girerler. Bu öfke, bu gerginlik artık kendilerinden çıkmıştır ve böylelikle o an için içteki sorundan uzaklaşılmış ve o dışarı atılmış olur. Bunun olmasına izin verdiğiniz sürece siz, onların bir anlamda “kurbanısınız” demektir.

Kurban edilmekten kurtulmak için kişilerin yüzeyde görünen niyetleri dışında, daha derindeki niyetlerini görüp anlayabilmeniz; onlara bekledikleri tepkileri (öfke, eleştiri, kızgınlık, alınganlık vb.) göstermemeniz yararlı olacaktır.

Dram krallarının/ kraliçelerinin başrol oyuncuları haline gelmeyin. Unutmayın ki; dram kralı ya da kraliçesi olmak onların seçimidir. Bu rolde oynamaya devam etmek, kendi seçimleri ve sorumluluklarıdır. Bütün olarak bunu kavramak ve bunun farkında olmak kendi içsel gücünüzü, özgüveninizi kimseye kaptırmadan kendinizde tutmanızı sağlayacaktır.

Aşırı özverili olmak, dengesiz, abartılmış ve bir anlamda gizli bir şekilde kontrol etmeye yönelik bir sorumluluk duygusu içerir ve bu duygu da bizi, başkalarının kendi davranışlarının sonuçlarından kendilerinin ders almalarına izin verici olmak yerine onların hatalarını düzeltmeye çalışmaya götürür. Bu hem karşımızdaki için hem de bizim için zararlıdır.

Zor Durumlarda Ne Yapmalıyız ve Nasıl Düşünmeliyiz?

Sizin için kötü olan bir durumun içinde bulunduğunuzda ve kendinizi kötü hissettiğinizde kendinizi o an, o olayın dışındaymışsınız gibi düşünmeniz, durumunuzla ilgili daha sağlıklı kararlar almanızı sağlayacaktır. Böylelikle, olayları daha objektif olarak değerlendirebilirsiniz.

Dengede kalabilmek ve sağlıklı çıkarımlarda bulunabilmek için kendimize şu soruları sorabiliriz:

• Ben bu olaydan nasıl bir ders çıkarabilirim?
• Bu durumun bana vermek istediği mesaj nedir?
• Bu olayı neden yaşamış olabilirim?
• Yaşadığım bu olayda nasıl davranırsam, benim faydama olacaktır?
• Eğer bu olay sonucunda öfkelenirsem ve çok üzülürsem bunun bana bir faydası olacak mıdır?
• Üzülmeye devam etmemin bu sorunu aşmada ve kendimi iyi hissetmemde bana bir yararı dokunacak mıdır?

Burada amaç sorunlarımızı görmezden gelmek değil, olaya doğru bir ruh haliyle yaklaşarak, yaşamımız için faydalı bir çözüm oluşturabilecek bir bakış açısı geliştirebilmektir. Kontrol edemedikleri ve sonucu değiştiremeyecekleri negatif duygulara odaklanan insanlar, güçsüzleşirler. Sağlıklı bir ruh hali ve bakış açısı içinde, kendimiz için daha faydalı çözümler üretebiliriz.

Gerçek bir çözüm için soruna değil, çözüm yollarına odaklanmalıyız. İçinizde mutsuzluk hissi varsa, o duygunuzu yadsımayın. Onu dönüştürebilmek için önce onun varlığını, reddetmeden kabul etmeniz gerekir. Ancak, kendiniz için “mutsuzum” ifadesini de kullanmayın. Böyle yaparsanız, mutsuzluğu kendinizle özdeşleştirmiş ve onu bir anlamda kişiliğinizin bir parçası haline getirmiş olursunuz.

‘Mutsuzum’ demek yerine şöyle söyleyin; “İçimde bir mutsuzluk duygusu var…” Mutsuzluğumuzun asıl nedeni yaşadığımız olay, sözler ya da durumumuz değil durumu- muzla ilgili kişisel değerlendirmelerimizdir. Bu yüzden düşüncelerimizin farkında olmak ve düşüncelerimize hâkim olmak önemlidir. Kendinizi düşünceleriniz ya da duygularınızla tanımlamak yerine, düşüncelerinizi her zaman gözlemleyin ve onların farkında olun. Düşüncelerinizin size ve yaşamınıza hükmetmesine izin vermeyin. Bilinçsizlik ve zihninizde kendi kendinize koymuş olduğunuz sınırlamalar, gelişiminizi engelleyen en önemli sorunlardır.

Bağışlayıcı olduğunuzda ve bağışladığınızda kurban kimliğiniz yok olur ve gerçek gücünüz ortaya çıkar. Böylece yağmuru, soğuğu, insanları, karanlığı suçlamazsınız. Bütün durumların geçici olduğunu idrak ettiğinizde, kendinizi durumlarla daha az bağlarsınız ve böylelikle dengede kalırsınız. “Her şey gibi bu da değişecek” diye düşünmeniz, sizi olaylardan bağımsız kılacaktır. Bir duruma duygusal tepki vermek yerine ‘olanla’ bir olduğunuzda çözüm kapısı kendiliğinden açılmış olur. Her şeyin ‘olduğu gibi’ olduğunu kabul edin ve hiçbir konuda “olumlu” ya da “olumsuz” diye bir yargıda bulunmayın.

Hayatınızın yargıcı olmak yerine, hayata dair yargısız bir gözlemci olun. Bu farkındalık düzeyi, hayatınızı daha güzel yaşamanızı sağlayacaktır. Bazı olaylar dışarıdan çok olumsuz gibi gözükebilir ama bir zaman sonra hayatınızda daha önceden açılmış olan o boşluğa yeni ve güzel bir şeyin geldiğini görürsünüz. Bilinmeyene karşı önyargısız ve yargısız kalabildiğinizde, şimdi ve gelecek için endişelenmeyi bıraktığınızda; istemediğiniz durumlar yerine, hayatınıza güzel olasılıkları çekebilirsiniz.

“Her şeyin ne olacağını görmemiz için günün sonuna kadar beklememiz gerekecek.”
Shakespeare

Büyük resmi görün, küçük ayrıntılara, tek bir noktaya ve kişilere takılıp kalmayın. Olaylara geniş bir perspektiften bakmayı öğrenin. Oynamış olduğunuz tüm kurban rollerinden, hiçbir bahaneye sığınmadan sıyrılın ve yaşamınızı tam bir farkındalıkla yaşayın. Yaşamınızın tüm sorumluluğunu alın. Unutmayın ki kendi seçtiğiniz şeyleri yaşadınız ve yaşamaya da devam ediyorsunuz. Bu yüzden geçmişinizden özgürleşin, gelecek için korku ya da kaygı duymayın. Her şeyden önemlisi şu an yaşıyorsunuz ve nefes alıyorsunuz. Bundan daha önemli ve daha iyi ne olabilir ki!

“Kaçmayı düşünmediğinde,
Beklemeyi artık unuttuğunda,
Geçmişe dönmeyip, geleceğe koşmadan
Nefes aldığın ‘şu anda’ kaldığında,
Her şey daha iyi olacak.
Anda kal, yüzleş ve yaşa!”
Figen Karaaslan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir